

28 Şubat, tankların gölgesinde değil; zihinlerde kurulan vesayetle bir milletin iradesine vurulan prangadır.
Üniversite kapılarında durdurulan genç kızlar…
İkna odalarında gözyaşlarına mahkûm edilen öğrenciler…
Diploması ile inancı arasında seçime zorlanan bir nesil…
Yıllarca emek verdiği görevinden koparılan kamu çalışanları…
Başörtüsü, bir kumaş parçası değil; yasakçı zihniyetin hedef tahtasına çevirdiği bir kimlik oldu.
Ama unuttukları bir şey vardı: Bu millet, evlatlarının onurunu çiğnetmez.
Susturulmak istenen o kadınlar, sabırlarıyla bir dönemi kapattı; özgürlüklerin kapısını araladı.
Bugün üniversite kapılarından başı dik giren her genç kadın, 28 Şubat’ın karanlığına karşı yakılmış bir meşaledir.
28 Şubat'a dair sizin eklemek istedikleriniz
28 Şubat Hikayeleri
28 Şubat sabahında üniversitenin kapısında geri çevrildiğimde, sadece başımdaki örtü değil, yıllarca kurduğum hayaller de içeri alınmadı; o gün annemin gözlerindeki çaresizlikle babamın sessizliği, içimde hâlâ kapanmayan derin bir iz olarak duruyor.
Sınav birincisi olduğum halde, başörtüm sebebiyle kayıt hakkım elimden alındığında, bana söylenen tek cümle yönetmelik böyleydi; yıllar sonra bile aynı koridorlardan geçtiğimde, duvarlara sinmiş sessiz bir haksızlık duygusunu yeniden hissediyorum.
Kütüphanenin kapısında görevli, seni içeri alamam abla, talimat var dediğinde, aslında o gün içeri alınmayan sadece ben değildim; düşünmenin, sorgulamanın ve inancıyla barışık bir gençliğin de kapıları sertçe yüzüne kapatılıyordu.
Ailem, sen yeter ki okuyalım de biz gerisini hallederiz diyerek her gün başka kapılara başvururken, kimi zaman küçümseyen bakışlarla, kimi zaman da alaycı gülümsemelerle karşılaştı; ama hiçbirimiz kalbimizdeki adalet duygusundan vazgeçmedik.
O dönem televizyonda duyduğum manşetler, evimizin salonuna kadar giren ağır ithamlar ve dalga geçen köşe yazıları, daha on yedi yaşındayken beni görünmez bir sanık sandalyesine oturttu; sadece inandığım gibi yaşamak istediğim için yargılandım.
Bugün çocuklarıma, bir zamanlar annelerinin okul kapısında bekletildiğini anlattığımda, gözlerindeki şaşkınlıkla birlikte içimde bir umut da uyanıyor; demek ki bu hikâyeler, bir daha kimsenin yaşamaması gereken bir geçmişe dönüşmeye başlamış.
28 Şubat sabahında üniversitenin kapısında geri çevrildiğimde, sadece başımdaki örtü değil, yıllarca kurduğum hayaller de içeri alınmadı; o gün annemin gözlerindeki çaresizlikle babamın sessizliği, içimde hâlâ kapanmayan derin bir iz olarak duruyor.
Sınav birincisi olduğum halde, başörtüm sebebiyle kayıt hakkım elimden alındığında, bana söylenen tek cümle yönetmelik böyleydi; yıllar sonra bile aynı koridorlardan geçtiğimde, duvarlara sinmiş sessiz bir haksızlık duygusunu yeniden hissediyorum.
Kütüphanenin kapısında görevli, seni içeri alamam abla, talimat var dediğinde, aslında o gün içeri alınmayan sadece ben değildim; düşünmenin, sorgulamanın ve inancıyla barışık bir gençliğin de kapıları sertçe yüzüne kapatılıyordu.
Ailem, sen yeter ki okuyalım de biz gerisini hallederiz diyerek her gün başka kapılara başvururken, kimi zaman küçümseyen bakışlarla, kimi zaman da alaycı gülümsemelerle karşılaştı; ama hiçbirimiz kalbimizdeki adalet duygusundan vazgeçmedik.
O dönem televizyonda duyduğum manşetler, evimizin salonuna kadar giren ağır ithamlar ve dalga geçen köşe yazıları, daha on yedi yaşındayken beni görünmez bir sanık sandalyesine oturttu; sadece inandığım gibi yaşamak istediğim için yargılandım.
Bugün çocuklarıma, bir zamanlar annelerinin okul kapısında bekletildiğini anlattığımda, gözlerindeki şaşkınlıkla birlikte içimde bir umut da uyanıyor; demek ki bu hikâyeler, bir daha kimsenin yaşamaması gereken bir geçmişe dönüşmeye başlamış.